Wednesday, June 9, 2010

Uzun bir kış, aylardır süren f-tipi tecrit döneminden sonra yine bazı gözlem, tespit ve ilgili yorumlarımla tekrar karşınızdayım. Bir süre sonra bu tespit ve gözlemlerin, 'bura'ya iyice alışmam ile beraber sıradanlaşmaları ve kendilerini tekrar etme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaları yüzünden yazmam için bir neden de kalmamıştı. Fakat, uzun bir kış ve sosyal izolasyonun ardından yeni bir başlangıç yapıyormuşum gibi hissetiğim için bir küçük deneme yapayım istedim.

Ciğerlerimize dolan ağaç, çimen, çiçek ve at boku kokuları içinde burdaki kardeşlerimizin peşine takılarak sokaklara çıkmış bulundum. Şehirin içi ana baba günü. Bir de fazladan bir sahne kurma süsleme püsleme var ve bir festival havası hakim. Cancan'dan sonradan duydum ki -Prenses mi ne- evleniyormuş. LOVE 2010!!! Garipsiyorum ve bir alien bir outcast gibi hisssediyorum kendimi. Anlamaya çalışmak nafile tecrit hayatı sosyal davranışları algılama ve empati yeteneklerimi yok etmiş olsa gerek.

Bir de şehirin tam ortasında dolaşan hafriyat kamyonları var. Sadece şehirin içinde değil tüm ülkenin her sokağında. Hafriyat kamyonları içine tıkışmış onlarca ergen bira kokularını sala sala, bangır bangır ve de bağıra çağıra etrafa rahatsızlık saçmakta. Neden? Liseden mezun oldular da ondan. Peh! Buyrun izleyin:



Her ne kadar bu davranışı doğal ve de sağlıklı bulsam da bu gençlere şöyle bir mesaj iletmek isterdim:

2 comments:

Deniz Coşkun said...

hehehe, bizdeki "konvoy" vaziyeti, burada daha bir çevreci, daha bir hybrid olarak hayat bulmuş. biraz smug alert ya. öyle sanki.

Çağıl said...

ama ben seviyorum , hem en fazla bir ay sürüyor..(ben de göteborg'dayım)
rahatsızlık verdiklerini de düşünmüyorum, bizim siyahları giyip tek ayak marş yürüdüğümüz lise mezuniyetini yaşımıza göre çok ağır böyle bağıra bağıra yaşının gerektiği gibi coşkuyla geçmelerini de çok daha içten buluyorum..